İşe İade Sonrası Boşta Geçen Süre Tazminatı Ne Zaman İcra Takibine Konabilir?

4857 sayılı İş Kanunu, işçinin geçerli bir neden olmadan işten çıkarılması durumunda feshin geçersizliğini ve işe iadeyi düzenler. İşe iade davasının kazanılması ve kararın kesinleşmesi, işverene karşı “boşta geçen süre ücreti” için yasal başvuru yapılmasını sağlar. Bu makalemizde, boşta geçen süre ücretinin tahsil kabiliyetini, muacceliyet anını ve icra takibinin zamanlamasını inceleyeceğiz.

İşe iade davasını kazanan avukatların en çok merak ettiği konu şudur: İşçinin işe başlaması için yasal süresi içinde başvurmasının ardından, boşta geçen süre ücretinin tahsili için icra takibi başlatmak için bir ay (30 gün) beklemek zorunlu mudur, yoksa başvuru anında alacak icra edilebilir mi?

İşe İade Davalarının Usul Hukuku Bağlamındaki Yeri

İşe iade kararları sonrası icra takibi usul ve zamanlamasını anlamak için, iş mahkemesi kararının hukuki niteliğini Türk Medeni Usul Hukuku prensiplerine göre doğru tespit etmeliyiz. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre davalar; eda, tespit ve inşai (yenilik doğuran) davalar olarak sınıflandırılır.

Tespit Hükmü Niteliği ve İlamlı İcra Yasağı

İşe iade davası neticesinde mahkemece feshin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar verildiğinde, tesis edilen bu karar yapısal olarak saf bir "tespit hükmü" niteliği taşımaktadır. İşe iade kararları, özü itibarıyla geçmişte yapılan fesih işleminin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bu sebeple geçersizliğini tespit eden ve iş akdinin hukuken hiçbir zaman kesintiye uğramadığını, taraflar arasındaki hukuki bağın devam ettiğini ortaya koyan kararlardır.

İşçinin boşta geçen süre ücreti (en çok dört aya kadar olan ücret ve diğer hakları) ile işe başlatmama tazminatına ilişkin mahkeme ilamında yer alan ifadeler, miktar içeren ve icra organlarına doğrudan emir veren bir "eda hükmü" (bir şeyin verilmesi, yapılması veya yapılmaması emrini içeren kesin hüküm) hüviyetinde değildir. Mahkeme, kararında "işçinin 4 aylık boşta geçen süre ücretinin ödenmesine" şeklinde bir ibare kullansa dahi, bu ibare miktar içermediği ve tahsile yönelik kesin bir emir barındırmadığı için eda hükmü sayılamaz. Eda hükmü içermeyen bu kararların, Türk İcra ve İflas Hukuku'nun katı şekil şartları gereğince doğrudan ilamlı icra takibine (mahkeme kararına dayalı icra takibi) konu edilmesi kesinlikle mümkün değildir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış ve emsal niteliği taşıyan içtihatlarına göre, işe iade hükmü tüm kanun yollarından geçerek kesinleşse dahi, kararda yer alan boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı asli alacak kalemleri olarak ilamlı icra takibine konu edilemez. Ancak, bu kuralın istisnasını yargılama giderleri oluşturmaktadır.

Fer'i Alacaklar: Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücretinin İcrası

Mahkeme ilamının asıl hükmü icraya konu edilemez, ancak kararda açıkça belirtilen avukatlık ücreti ve yargılama giderleri ilamlı icraya konu olabilir.  Bu kısımlar, kimin kime ne kadar ödeyeceğini net olarak belirttiğinden icraya uygundur. Hukuki doktrinde ve Yargıtay kararlarında, işe iade davasındaki vekalet ücreti ve giderlerinin icraya konulması konusunda işçi lehine bir yorum vardır. 

Ana hükmün (feshin geçersizliği) kesinleşmesi şart değildir. Karar tebliğ edildiği andan itibaren, istinaf veya temyizde olsa bile, bu ücretler icraya konulabilir. İş Mahkemeleri Kanunu’na göre iş mahkemesi kararlarının icrası için kesinleşmesi genellikle gerekmez (istisnalar dışında). Ancak boşta geçen süre ücreti ve başlatmama tazminatı için farklı bir prosedür izlenir.

Boşta Geçen Süre Ücretinin Hukuki Doğası, Sınırları ve Kapsamlı Hesaplama Kriterleri

4857 s.İş Kanunu
Madde 21- Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları

3.fıkra- Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.

Boşta geçen süre ücreti, işçinin iş akdinin hukuka aykırı olarak feshedildiği tarih ile işe iade kararının kesinleşmesinin ardından işe başlamak için yasal süresi içinde başvurduğu tarih arasında fiilen çalışmadığı dönemin ekonomik kayıplarını telafi etmeyi amaçlayan spesifik bir alacaktır.

Kanun koyucu, bu telafi mekanizmasını sınırsız tutmamış, işveren üzerindeki mali yükü dengelemek ve işçiyi de yeni bir iş aramaya teşvik etmek amacıyla bu alacağı en çok dört aya kadar sınırlandırmıştır.

Bu ücretin dogmatik temeli, "geçersiz fesih" teorisine dayanır. Fesih işlemi yargı organı tarafından geçersiz sayılıp iptal edilince, ortada hukuken geçerli bir fesih bulunmadığından, iş akdinin taraflar arasında hiç kopmadığı kabul edilir. Mademki sözleşme devam etmektedir, işçinin çalışmaya hazır olmasına rağmen işverenin haksız işlemi nedeniyle çalışamaması (alacaklı temerrüdü) söz konusu olduğundan, işçi çalışmış gibi ücretine hak kazanır.

Kararın Kesinleşmesi ve Kurucu Yenilik Doğuran Bir İşlem Olarak İşverene Başvuru Şartı

İşe iade davasında ilk derece mahkemesinin karar vermesi, kararın istinaf ve temyiz denetimlerinden geçerek kesinleşmesi (veya kanun yollarına başvurulmayarak kesinleşmesi), işçinin alacaklarına kavuşması için yeterli değildir.

Türk İş Hukuku, işe iade müessesesini aktif bir çabaya bağlamıştır. Feshin "geçersiz" vasfını koruması, iptal hükmünün sonuç doğurması ve işçinin boşta geçen süre ücretini talep hakkını elde edebilmesi için, işçinin kesinleşen mahkeme kararının bizzat kendisine veya vekiline tebliğinden itibaren en geç 10 işgünü içerisinde, fiilen işe başlamak iradesiyle işverene başvurması kati bir zorunluluktur.

Bu 10 işgünlük süre, zamanaşımı süresi değil, kesin bir hak düşürücü süredir.

Sürenin kaçırılması halinde hak, hukuken tamamen ortadan kalkar. İşçinin bu on işgünü zarfında işverene usulüne uygun şekilde başvurmaması halinde, yargı kararıyla iptal edilen ve geçersiz sayılan o ilk fesih işlemi, adeta "dirilerek" yasal olarak baştan itibaren geçerli hale gelir.

Feshin geçerli hale gelmesiyle birlikte, işçi işe iade davası sonucunda elde ettiği boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı da dahil olmak üzere tespit edilen tüm hakları bir daha geri dönmemek üzere kaybeder. Bu bağlamda, işverene yapılan başvuru sıradan bir ihbar değil, "kurucu (inşai) yenilik doğuran" bir işlemdir.

Boşta Geçen Süre Ücretinde Muacceliyet (Alacağın İstenebilirliği) Kavramı

Borçlar hukuku dogmatiğinde alacağın "muaccel olması" (istenebilir hale gelmesi) ile borçlunun "temerrüde düşmesi" (gecikme) tamamen farklı hukuki enstrümanlardır.

Muacceliyet, alacaklının ifayı talep edebileceği ve borçlunun da ifadan kaçınamayacağı anı ifade ederken; temerrüt, muaccel bir borcun zamanında ifa edilmemesi ve borçluya usulüne uygun ihtarda bulunulması neticesinde başlayan, borçluya tazminat ve faiz ödeme yükümlülüğü yükleyen hukuki statüdür.

Muacceliyetin Gerçekleştiği Kesin An

Makalemizin belkemiğini oluşturan en hayati soru, boşta geçen süre ücretinin ne zaman muaccel olduğudur. Yani ne zaman icra takibine konu edebileceğiz?

Boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı, iş mahkemesi tarafından davanın kabul edilip kararın tefhim edildiği (okunduğu) anda muaccel olmaz. Hatta karar tüm kanun yollarından geçip kesinleştiği gün dahi kendiliğinden muaccel hale gelmez.

En fazla dört aya kadar olan boşta geçen süre ücreti alacağının doğum anı ve muacceliyeti, "geciktirici şarta" bağlanmıştır. Bu şarta göre alacak, işçinin işe iade kararının kesinleşmesinin ardından yasal 10 işgünü içerisinde işverene işe başlamak iradesiyle başvurduğu an itibarıyla doğar ve eşzamanlı olarak muaccel (istenebilir) hale gelir.

Bu tespitin usul hukuku açısından sonuçları çok ağırdır: Alacağın muaccel olması, o alacağın ancak o tarihten sonra talep edilebilir ve icra takibine (veya alacak davasına) konu edilebilir olduğu anlamına gelmektedir.

Yargıtay kararlarında istikrarla belirtildiği üzere, boşta geçen süre ücreti alacağı işçinin işe iade davasını açtığı tarihte henüz ortada (hukuken) mevcut olmadığından, mahkemeler işe iade davası esnasında boşta geçen süre ücreti için dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar veremezler. Faiz, ancak alacak muaccel olup temerrüt gerçekleştikten sonra istenebilir.

Temerrüdün Başlangıcı, İhtarın İşlevi ve Faiz Oranı

Alacak muaccel hale gelmiş olsa bile, Türk Borçlar Kanunu Madde 117 uyarınca, muaccel bir borcun borçlusu ancak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. İş hukuku pratiğinde, işçinin on işgünlük süre içerisinde işverene gönderdiği noter ihtarnamesi veya başvuru dilekçesi bu noktada çifte işlev görür.

İşçi, başvurusunda sadece "beni işe başlatın" demekle kalmayıp, feshin geçersizliğinden doğan 4 aylık boşta geçen süre ücreti ve diğer yasal haklarının da ödenmesini açıkça talep etmişse, işveren bu başvuru (tebliğ) tarihi itibarıyla derhal temerrüde düşmüş kabul edilir.

İşverenin bu ihtar ve başvuruya rağmen ödeme yapmaması halinde, boşta geçen süre ücreti için başka bir ihbara gerek kalmaksızın başvuru tarihinden itibaren faiz işlemeye başlar.

Uygulanacak faiz oranının tespiti konusunda kanun koyucu, zayıf konumda olan işçiyi enflasyona ve paranın zaman değerindeki kayba karşı koruyucu bir mekanizma öngörmüştür. 4857 sayılı İş Kanunu'nun ücretin gününde ödenmemesini düzenleyen 34. maddesi hükümleri kıyasen dikkate alınarak ve Yargıtay'ın Yüksek Kurul kararları doğrultusunda, ödenmeyen veya eksik ödenen boşta geçen süre ücretine bankalarca mevduata uygulanan en yüksek banka mevduat faizi işletilir. Bu oldukça yüksek temerrüt faizi oranı, işvereni mahkeme kararına saygı duymaya ve işçinin aylardır süren ekonomik mağduriyetini derhal gidermeye zorlayan güçlü bir yasal yaptırım işlevi görmektedir.

Eğer işveren ödemeyi kasten veya ihmalen geciktirir, veya eksik ödeme yaparsa, işçi asıl alacakla birlikte biriken bu yüksek faiz tutarını tahsil etmek adına derhal hukuki yollara başvurabilir. İşçi adına vekaleten hareket eden avukat, işverenin hukuki sorumluluklarını yerine getirmesini sağlamak için icra takibi başlatır ve gerekirse iş mahkemesinde itirazın iptali veya alacak davası açarak devletin cebri icra gücünü devreye sokar.

İcra Takibi Sürecinin Zamanlaması Sorunsalı: İşverenin 30 Günlük Süresi Mutlaka Beklenmeli midir?

Uygulamada avukatlar arasında ciddi taktiksel ayrımlara yol açan asıl mesele şudur: "Karar kesinleşti, işverene başvurduk. Şimdi hemen boşta geçen süre ücreti için icra takibi başlatabilir miyiz, yoksa işverene işçiyi işe başlatıp başlatmama kararı vermesi için tanınan yasal bir aylık (30 günlük) sürenin dolmasını beklemek mecburi midir?"

Bu sorunun kesin ve net hukuki cevabı, iş güvencesi sistematiğinin sağladığı iki farklı alacak kaleminin (boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatı) dogmatik niteliklerinin birbirinden kesin çizgilerle ayrılmasında yatmaktadır.

İşe Başlatmama Tazminatı İçin 30 Günlük Bekleme Şartı

4857 sayılı İş Kanunu Madde 21'e göre, işçi başvurduktan sonra işveren, işçiyi bir ay (30 gün) içinde işe başlatmak zorundadır. Eğer işveren, işçiyi bu bir aylık süre içinde işe başlatmazsa, işçiye en az dört, en çok sekiz aylık ücreti tutarında bir tazminat (işe başlatmama tazminatı) ödemekle yükümlü olur.

Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, işe başlatmama tazminatı, işverenin işçiyi bir ay içinde işe başlatmaması şartına bağlı, geciktirici ve bozucu şarta aynı anda bağlanmış nev'i şahsına münhasır bir tazminattır.

Dolayısıyla salt bu tazminat kalemi için bir icra takibi yapılabilmesi veya dava açılabilmesi adına ya işverenin sahip olduğu bir aylık (30 günlük) yasal düşünme süresinin sonuna kadar dolması ya da işverenin bu sürenin bitimini beklemeden işçiye "seni işe başlatmıyorum" şeklinde açık bir ret iradesi beyan etmesi (ihbar göndermesi) hukuki bir zorunluluktur. Bu süre dolmadan bu tazminat muaccel olmaz.

Boşta Geçen Süre Ücreti İçin Derhal İcra İmkanı

Ancak boşta geçen süre ücreti için durum tamamen, taban tabana zıttır.

Yukarıda "Muacceliyet" bölümünde detaylı olarak izah edildiği üzere, boşta geçen süre ücreti, işçinin işverene başvurduğu saniye itibarıyla doğmuş ve muaccel olmuştur.

İşin en can alıcı noktası şudur:

İşveren, 30 günün sonunda işçiyi işe başlatsa da, başlatmasa da bu en çok dört aylık ücreti her halükarda ödemekle mükelleftir.

Kanun, işverenin işçiyi işe başlatması (ve işçinin çalışmaya başlaması) halinde dahi bu dört aylık ücretin ödeneceğini kesin bir emredici hüküm olarak düzenlemiştir.

Mademki bu dört aylık ücretin ödenmesi işverenin işe başlatma veya başlatmama yönündeki tercihinden, inisiyatifinden veya kullanacağı 30 günlük sürenin sonucundan tamamen bağımsız olarak kesinleşmiş, şartsız bir borçtur; o halde bu borcun tahsili için işverenin bir aylık (30 günlük) düşünme/işe başlatma süresinin beklenmesi dogmatik olarak da, yasal olarak da asla gerekli değildir.

Sonuç olarak; işçi tarafı, işe iade kararının kesinleşmesi üzerine işverene süresinde noter vasıtasıyla başvurusunu yaptığı anda, başvuru ihtarının işverene tebliğ edildiği tarihi takip eden gün, boşta geçen süre ücreti için derhal ve hiç beklemeden İlamsız İcra takibi başlatabilir. Kanun koyucu, muaccel olmuş ve ödenmesi her halükarda kesinleşmiş bir alacak için işçiyi 30 gün daha bekletmeyi amaçlamamıştır.


İş Hukuku, Sarper Süzek, Beta Yayınları

İş Hukuku, Mollamahmutoğlu, Astarlı, Baysal

4857 sayılı İş Kanunu, işçinin geçerli bir neden olmadan işten çıkarılması durumunda feshin geçersizliğini ve işe iadeyi düzenler. İşe iade davasının kazanılması ve kararın kesinleşmesi, işverene karşı “boşta geçen süre ücreti” için yasal başvuru yapılmasını sağlar. Bu makalemizde, boşta geçen süre ücretinin tahsil kabiliyetini, muacceliyet anını ve icra takibinin zamanlamasını inceleyeceğiz.

İşe iade davasını kazanan avukatların en çok merak ettiği konu şudur: İşçinin işe başlaması için yasal süresi içinde başvurmasının ardından, boşta geçen süre ücretinin tahsili için icra takibi başlatmak için bir ay (30 gün) beklemek zorunlu mudur, yoksa başvuru anında alacak icra edilebilir mi?

İşe İade Davalarının Usul Hukuku Bağlamındaki Yeri

İşe iade kararları sonrası icra takibi usul ve zamanlamasını anlamak için, iş mahkemesi kararının hukuki niteliğini Türk Medeni Usul Hukuku prensiplerine göre doğru tespit etmeliyiz. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre davalar; eda, tespit ve inşai (yenilik doğuran) davalar olarak sınıflandırılır.

Tespit Hükmü Niteliği ve İlamlı İcra Yasağı

İşe iade davası neticesinde mahkemece feshin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar verildiğinde, tesis edilen bu karar yapısal olarak saf bir "tespit hükmü" niteliği taşımaktadır. İşe iade kararları, özü itibarıyla geçmişte yapılan fesih işleminin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bu sebeple geçersizliğini tespit eden ve iş akdinin hukuken hiçbir zaman kesintiye uğramadığını, taraflar arasındaki hukuki bağın devam ettiğini ortaya koyan kararlardır.

İşçinin boşta geçen süre ücreti (en çok dört aya kadar olan ücret ve diğer hakları) ile işe başlatmama tazminatına ilişkin mahkeme ilamında yer alan ifadeler, miktar içeren ve icra organlarına doğrudan emir veren bir "eda hükmü" (bir şeyin verilmesi, yapılması veya yapılmaması emrini içeren kesin hüküm) hüviyetinde değildir. Mahkeme, kararında "işçinin 4 aylık boşta geçen süre ücretinin ödenmesine" şeklinde bir ibare kullansa dahi, bu ibare miktar içermediği ve tahsile yönelik kesin bir emir barındırmadığı için eda hükmü sayılamaz. Eda hükmü içermeyen bu kararların, Türk İcra ve İflas Hukuku'nun katı şekil şartları gereğince doğrudan ilamlı icra takibine (mahkeme kararına dayalı icra takibi) konu edilmesi kesinlikle mümkün değildir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış ve emsal niteliği taşıyan içtihatlarına göre, işe iade hükmü tüm kanun yollarından geçerek kesinleşse dahi, kararda yer alan boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı asli alacak kalemleri olarak ilamlı icra takibine konu edilemez. Ancak, bu kuralın istisnasını yargılama giderleri oluşturmaktadır.

Fer'i Alacaklar: Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücretinin İcrası

Mahkeme ilamının asıl hükmü icraya konu edilemez, ancak kararda açıkça belirtilen avukatlık ücreti ve yargılama giderleri ilamlı icraya konu olabilir.  Bu kısımlar, kimin kime ne kadar ödeyeceğini net olarak belirttiğinden icraya uygundur. Hukuki doktrinde ve Yargıtay kararlarında, işe iade davasındaki vekalet ücreti ve giderlerinin icraya konulması konusunda işçi lehine bir yorum vardır. 

Ana hükmün (feshin geçersizliği) kesinleşmesi şart değildir. Karar tebliğ edildiği andan itibaren, istinaf veya temyizde olsa bile, bu ücretler icraya konulabilir. İş Mahkemeleri Kanunu’na göre iş mahkemesi kararlarının icrası için kesinleşmesi genellikle gerekmez (istisnalar dışında). Ancak boşta geçen süre ücreti ve başlatmama tazminatı için farklı bir prosedür izlenir.

Boşta Geçen Süre Ücretinin Hukuki Doğası, Sınırları ve Kapsamlı Hesaplama Kriterleri

4857 s.İş Kanunu
Madde 21- Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları

3.fıkra- Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.

Boşta geçen süre ücreti, işçinin iş akdinin hukuka aykırı olarak feshedildiği tarih ile işe iade kararının kesinleşmesinin ardından işe başlamak için yasal süresi içinde başvurduğu tarih arasında fiilen çalışmadığı dönemin ekonomik kayıplarını telafi etmeyi amaçlayan spesifik bir alacaktır.

Kanun koyucu, bu telafi mekanizmasını sınırsız tutmamış, işveren üzerindeki mali yükü dengelemek ve işçiyi de yeni bir iş aramaya teşvik etmek amacıyla bu alacağı en çok dört aya kadar sınırlandırmıştır.

Bu ücretin dogmatik temeli, "geçersiz fesih" teorisine dayanır. Fesih işlemi yargı organı tarafından geçersiz sayılıp iptal edilince, ortada hukuken geçerli bir fesih bulunmadığından, iş akdinin taraflar arasında hiç kopmadığı kabul edilir. Mademki sözleşme devam etmektedir, işçinin çalışmaya hazır olmasına rağmen işverenin haksız işlemi nedeniyle çalışamaması (alacaklı temerrüdü) söz konusu olduğundan, işçi çalışmış gibi ücretine hak kazanır.

Kararın Kesinleşmesi ve Kurucu Yenilik Doğuran Bir İşlem Olarak İşverene Başvuru Şartı

İşe iade davasında ilk derece mahkemesinin karar vermesi, kararın istinaf ve temyiz denetimlerinden geçerek kesinleşmesi (veya kanun yollarına başvurulmayarak kesinleşmesi), işçinin alacaklarına kavuşması için yeterli değildir.

Türk İş Hukuku, işe iade müessesesini aktif bir çabaya bağlamıştır. Feshin "geçersiz" vasfını koruması, iptal hükmünün sonuç doğurması ve işçinin boşta geçen süre ücretini talep hakkını elde edebilmesi için, işçinin kesinleşen mahkeme kararının bizzat kendisine veya vekiline tebliğinden itibaren en geç 10 işgünü içerisinde, fiilen işe başlamak iradesiyle işverene başvurması kati bir zorunluluktur.

Bu 10 işgünlük süre, zamanaşımı süresi değil, kesin bir hak düşürücü süredir.

Sürenin kaçırılması halinde hak, hukuken tamamen ortadan kalkar. İşçinin bu on işgünü zarfında işverene usulüne uygun şekilde başvurmaması halinde, yargı kararıyla iptal edilen ve geçersiz sayılan o ilk fesih işlemi, adeta "dirilerek" yasal olarak baştan itibaren geçerli hale gelir.

Feshin geçerli hale gelmesiyle birlikte, işçi işe iade davası sonucunda elde ettiği boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı da dahil olmak üzere tespit edilen tüm hakları bir daha geri dönmemek üzere kaybeder. Bu bağlamda, işverene yapılan başvuru sıradan bir ihbar değil, "kurucu (inşai) yenilik doğuran" bir işlemdir.

Boşta Geçen Süre Ücretinde Muacceliyet (Alacağın İstenebilirliği) Kavramı

Borçlar hukuku dogmatiğinde alacağın "muaccel olması" (istenebilir hale gelmesi) ile borçlunun "temerrüde düşmesi" (gecikme) tamamen farklı hukuki enstrümanlardır.

Muacceliyet, alacaklının ifayı talep edebileceği ve borçlunun da ifadan kaçınamayacağı anı ifade ederken; temerrüt, muaccel bir borcun zamanında ifa edilmemesi ve borçluya usulüne uygun ihtarda bulunulması neticesinde başlayan, borçluya tazminat ve faiz ödeme yükümlülüğü yükleyen hukuki statüdür.

Muacceliyetin Gerçekleştiği Kesin An

Makalemizin belkemiğini oluşturan en hayati soru, boşta geçen süre ücretinin ne zaman muaccel olduğudur. Yani ne zaman icra takibine konu edebileceğiz?

Boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı, iş mahkemesi tarafından davanın kabul edilip kararın tefhim edildiği (okunduğu) anda muaccel olmaz. Hatta karar tüm kanun yollarından geçip kesinleştiği gün dahi kendiliğinden muaccel hale gelmez.

En fazla dört aya kadar olan boşta geçen süre ücreti alacağının doğum anı ve muacceliyeti, "geciktirici şarta" bağlanmıştır. Bu şarta göre alacak, işçinin işe iade kararının kesinleşmesinin ardından yasal 10 işgünü içerisinde işverene işe başlamak iradesiyle başvurduğu an itibarıyla doğar ve eşzamanlı olarak muaccel (istenebilir) hale gelir.

Bu tespitin usul hukuku açısından sonuçları çok ağırdır: Alacağın muaccel olması, o alacağın ancak o tarihten sonra talep edilebilir ve icra takibine (veya alacak davasına) konu edilebilir olduğu anlamına gelmektedir.

Yargıtay kararlarında istikrarla belirtildiği üzere, boşta geçen süre ücreti alacağı işçinin işe iade davasını açtığı tarihte henüz ortada (hukuken) mevcut olmadığından, mahkemeler işe iade davası esnasında boşta geçen süre ücreti için dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar veremezler. Faiz, ancak alacak muaccel olup temerrüt gerçekleştikten sonra istenebilir.

Temerrüdün Başlangıcı, İhtarın İşlevi ve Faiz Oranı

Alacak muaccel hale gelmiş olsa bile, Türk Borçlar Kanunu Madde 117 uyarınca, muaccel bir borcun borçlusu ancak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. İş hukuku pratiğinde, işçinin on işgünlük süre içerisinde işverene gönderdiği noter ihtarnamesi veya başvuru dilekçesi bu noktada çifte işlev görür.

İşçi, başvurusunda sadece "beni işe başlatın" demekle kalmayıp, feshin geçersizliğinden doğan 4 aylık boşta geçen süre ücreti ve diğer yasal haklarının da ödenmesini açıkça talep etmişse, işveren bu başvuru (tebliğ) tarihi itibarıyla derhal temerrüde düşmüş kabul edilir.

İşverenin bu ihtar ve başvuruya rağmen ödeme yapmaması halinde, boşta geçen süre ücreti için başka bir ihbara gerek kalmaksızın başvuru tarihinden itibaren faiz işlemeye başlar.

Uygulanacak faiz oranının tespiti konusunda kanun koyucu, zayıf konumda olan işçiyi enflasyona ve paranın zaman değerindeki kayba karşı koruyucu bir mekanizma öngörmüştür. 4857 sayılı İş Kanunu'nun ücretin gününde ödenmemesini düzenleyen 34. maddesi hükümleri kıyasen dikkate alınarak ve Yargıtay'ın Yüksek Kurul kararları doğrultusunda, ödenmeyen veya eksik ödenen boşta geçen süre ücretine bankalarca mevduata uygulanan en yüksek banka mevduat faizi işletilir. Bu oldukça yüksek temerrüt faizi oranı, işvereni mahkeme kararına saygı duymaya ve işçinin aylardır süren ekonomik mağduriyetini derhal gidermeye zorlayan güçlü bir yasal yaptırım işlevi görmektedir.

Eğer işveren ödemeyi kasten veya ihmalen geciktirir, veya eksik ödeme yaparsa, işçi asıl alacakla birlikte biriken bu yüksek faiz tutarını tahsil etmek adına derhal hukuki yollara başvurabilir. İşçi adına vekaleten hareket eden avukat, işverenin hukuki sorumluluklarını yerine getirmesini sağlamak için icra takibi başlatır ve gerekirse iş mahkemesinde itirazın iptali veya alacak davası açarak devletin cebri icra gücünü devreye sokar.

İcra Takibi Sürecinin Zamanlaması Sorunsalı: İşverenin 30 Günlük Süresi Mutlaka Beklenmeli midir?

Uygulamada avukatlar arasında ciddi taktiksel ayrımlara yol açan asıl mesele şudur: "Karar kesinleşti, işverene başvurduk. Şimdi hemen boşta geçen süre ücreti için icra takibi başlatabilir miyiz, yoksa işverene işçiyi işe başlatıp başlatmama kararı vermesi için tanınan yasal bir aylık (30 günlük) sürenin dolmasını beklemek mecburi midir?"

Bu sorunun kesin ve net hukuki cevabı, iş güvencesi sistematiğinin sağladığı iki farklı alacak kaleminin (boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatı) dogmatik niteliklerinin birbirinden kesin çizgilerle ayrılmasında yatmaktadır.

İşe Başlatmama Tazminatı İçin 30 Günlük Bekleme Şartı

4857 sayılı İş Kanunu Madde 21'e göre, işçi başvurduktan sonra işveren, işçiyi bir ay (30 gün) içinde işe başlatmak zorundadır. Eğer işveren, işçiyi bu bir aylık süre içinde işe başlatmazsa, işçiye en az dört, en çok sekiz aylık ücreti tutarında bir tazminat (işe başlatmama tazminatı) ödemekle yükümlü olur.

Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, işe başlatmama tazminatı, işverenin işçiyi bir ay içinde işe başlatmaması şartına bağlı, geciktirici ve bozucu şarta aynı anda bağlanmış nev'i şahsına münhasır bir tazminattır.

Dolayısıyla salt bu tazminat kalemi için bir icra takibi yapılabilmesi veya dava açılabilmesi adına ya işverenin sahip olduğu bir aylık (30 günlük) yasal düşünme süresinin sonuna kadar dolması ya da işverenin bu sürenin bitimini beklemeden işçiye "seni işe başlatmıyorum" şeklinde açık bir ret iradesi beyan etmesi (ihbar göndermesi) hukuki bir zorunluluktur. Bu süre dolmadan bu tazminat muaccel olmaz.

Boşta Geçen Süre Ücreti İçin Derhal İcra İmkanı

Ancak boşta geçen süre ücreti için durum tamamen, taban tabana zıttır.

Yukarıda "Muacceliyet" bölümünde detaylı olarak izah edildiği üzere, boşta geçen süre ücreti, işçinin işverene başvurduğu saniye itibarıyla doğmuş ve muaccel olmuştur.

İşin en can alıcı noktası şudur:

İşveren, 30 günün sonunda işçiyi işe başlatsa da, başlatmasa da bu en çok dört aylık ücreti her halükarda ödemekle mükelleftir.

Kanun, işverenin işçiyi işe başlatması (ve işçinin çalışmaya başlaması) halinde dahi bu dört aylık ücretin ödeneceğini kesin bir emredici hüküm olarak düzenlemiştir.

Mademki bu dört aylık ücretin ödenmesi işverenin işe başlatma veya başlatmama yönündeki tercihinden, inisiyatifinden veya kullanacağı 30 günlük sürenin sonucundan tamamen bağımsız olarak kesinleşmiş, şartsız bir borçtur; o halde bu borcun tahsili için işverenin bir aylık (30 günlük) düşünme/işe başlatma süresinin beklenmesi dogmatik olarak da, yasal olarak da asla gerekli değildir.

Sonuç olarak; işçi tarafı, işe iade kararının kesinleşmesi üzerine işverene süresinde noter vasıtasıyla başvurusunu yaptığı anda, başvuru ihtarının işverene tebliğ edildiği tarihi takip eden gün, boşta geçen süre ücreti için derhal ve hiç beklemeden İlamsız İcra takibi başlatabilir. Kanun koyucu, muaccel olmuş ve ödenmesi her halükarda kesinleşmiş bir alacak için işçiyi 30 gün daha bekletmeyi amaçlamamıştır.


İş Hukuku, Sarper Süzek, Beta Yayınları

İş Hukuku, Mollamahmutoğlu, Astarlı, Baysal

© 2025 Asrİ Hukuk

© 2026 Asrİ Hukuk

ALTINTEPE MAH. BAĞDAT CAD. TİPİLİ ÇIKMAZI SOK.
DEMİRKAN İŞ MERKEZİ A BLOK NO: 1 KAT: 2 DAİRE: 13
KÜÇÜKYALI, MALTEPE / İSTANBUL

ALTINTEPE MAH. BAĞDAT CAD. TİPİLİ ÇIKMAZI SOK.
DEMİRKAN İŞ MERKEZİ A BLOK NO: 1 KAT: 2 DAİRE: 13
MALTEPE / İSTANBUL

ALTINTEPE MAH.
BAĞDAT CAD.
TİPİLİ ÇIKMAZI SOK.
DEMİRKAN İŞ MERKEZİ
A BLOK NO: 1 KAT: 2 DAİRE: 13
MALTEPE / İSTANBUL